Üç Aylık Çevre Eğitim Seferberliğine Davet

Meksika Körfezi’ndeki petrol sızıntısının yol açtığı facianın boyutları her geçen gün artıyor. Amerikalı yetkililer, Meksika Körfezi’nin tabanından her gün denize karışan ham petrol miktarının günde 25 binle 80 bin varil arasında olduğu açıkladı. Çevre felaketiyle yapılan kıyasıya mücadeleye rağmen, Nisan ayı ortalarında başlayan petrol sızıntısının en iyi ihtimalle Ağustos ayına kadar devam etmesi söz konusu.

Petrol sızıntısının çevreye verdiği zararın boyutu ise aşamalı olarak ortaya çıkıyor. Çevre felaketinden şu ana kadar dört eyalet etkilendi. Yer yer sudaki oksijen oranının yüzde 30 oranında düştüğü felaket bölgesinde ölen kuşların ve deniz hayvanlarının sayısı her geçen gün artıyor. Kuşlar, deniz kaplumbağaları ve yunuslar, felaketin kurbanları arasında yer alıyor. Körfezde 202 bin kilometrekareden fazla alan, avlanmaya kapatıldı.

Çevre felaketinin sorumlusu İngiliz BP firmasının felaketle mücadele için harcadığı paranın bir milyar doları geçtiği belirtiliyor. Bu para sadece ilgili firmanın şimdiye kadar uğradığı maddi zararın göstergesi. Ekolojik sistemin kendisini kaç yılda yenileyeceğini ya da meydana gelen çevre felaketinin gelecek nesillere fatura edilecek gerçek zararını hesaplamak belki de mümkün olmayacak.

Bu tür felaketler çağımızın insanları için bir ilk olmadığı gibi bir son da olmayacaktır. Gerekli tedbirler alınmadığı taktirde, medeniyet ve şehirleşme adına, sanayileşme ve teknoloji adına sorumsuz ve kontrolsüzce yapılan yatırımların; havamızı, suyumuzu, toprağımızı kısaca çevremizi bilinçsiz ve fütursuzca kirletmenin; yaşamı kolaylaştırma, zevk ve eğlence adına hesapsızca yapılan tüketim harcamalarının sonucu karşımıza çıkacak manzara bundan başkası değildir.

Bilim ve teknoloji’nin yaşamı son derece kolaylaştırdığı, ulaşım ve  iletişim imkanlarını son derece arttırdığı, birçok yer üstü ve yer altı kaynaklarının kullanıma girdiği bir dönemde, bırakın doğanın ve doğal hayatın korunmasını, insanlığın büyük bir bölümünün  açlık, sefalet, zulüm ve hastalıklar içinde kıvranması, insanda bulunan egonun tatmini, hükmetme ve otorite kurma güdüsünün meydana getirdiği kötü sonuçlar olarak karşımızda durmaktadır.

Peki ne gibi tedbirler almalıyız? Yemeyecek, içmeyecek, tüketmeyecek, çağın getirdiği rahatlık ve konfordan faydalanmayacak mıyız? Buzdolabı, çamaşır makinesi, klima kullanmayacak; trene, uçağa, otomobile, asansöre binmeyecek; canımızın çektiği hayvansal ve bitkisel ürünleri tüketmeyecek miyiz? Ya da bütün bunlardan ne ölçüde faydalanacağız?

Kurulu bir dünya düzeni içerisinde doğmakta, yaşamımızı sosyal çevremizin bize kazandırdığı alışkanlıklar zinciri içinde sürdürmekteyiz. Ailemizden ve yakın sosyal çevremizden aldığımız düşünce kalıpları ve bakış açıları; moda, gelenek, görenek ve zevkler bizim yegane doğrularımız olarak hayatımıza yön vermektedir.

Dolayısıyla ortaya ahlaki bir bakış açısı koymadan, bu soruların doğru cevaplarını bulmak, hayatımızı doğru istikamete yönlendirmek, kişisel ve sosyal yaşamda ölçülü ve dengeli bir yol tutturmak mümkün olmayacaktır.

Ahlâk, sözlüklerde; bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları; insan davranışlarının iyi veya kötü, yanlış veya doğru oluşunu belirleyen yargı ve ilkeler sistemi olarak tanımlanır. Ahlakta önemli olan çevre olgusudur. İnsanların çevresine karşı davranışlarını ahlaki ölçülere göre düzeltmesi ve düzenlemesi, Yüce Yaratıcı’nın kainatta koymuş olduğu doğal düzene de uyumlu hale gelmesini sağlar. 

Felaketlerden ve musibetlerden kurtulmanın çözüm yolu insanın yaradılış gayesine uygun hareket etmesidir. İnsanoğlunun yaradılış gaye ve prensiplerine uygun hareket etmesini kolaylaştırmak için Allah Teala her çağda kitap ve peygamberler göndermiştir. Kuran-ı Kerim çağımız insanlarına gönderilen son kitap, Hz. Muhammed (sav) son elçi, islam dini son din olduğuna göre küresel hale gelen çevresel, ekolojik, ekonomik, kişisel ve sosyal krizlere çözüm yolları de bu kaynaklarda aranmalıdır.

Kur’an-ı Kerim’de insanlara isabet eden bir kısım musibetlerin, kendi elleriyle kazandıkları (günahları) nın  bir sonucu (Şura, 42/30), maddi ve manevi bozulmanın ise Allah’ın yaptıklarının bir kısmının cezasını dünyada onlara tattırması (Rum 30/41) olarak  vurgulanmaktadır. Demek ki sorunlar insan odaklı olduğu için, çözümler de insan odaklı olacaktır. Çözüm yolu insanın doğru bilgi ve doğru eğitim almasında, yanlış bilgi ve kötü alışkanlıklarını değiştirmesinde gizlidir.

Bu açıdan Recep ayının girmesiyle başlayan, Şa’ban ayı ile devam edip Ramazan ayı ile son bulan üç aylık manevi arınma dönemini nefsin ayıp ve kusurlardan arındırılması için fırsat bilelim. Kendimizden başlamak üzere çevremizde “Üç Aylık Çevre Eğitim Seferberliği” başlatalım. Hep birlikte ilmen ve ahlaken eğitim ve olgunlaşma sürecine girelim.

Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamberin rehberliğinde çevremize karşı daha ahlaklı, daha merhametli, daha saygılı, daha adaletli, daha insaflı, daha iktisatlı, daha cömert, daha faydalı insan olmanın yollarını araştıralım. Yüce Yaratıcı’ya ve O’nun emaneti olan çevremize karşı olan sorumluluklarından sürekli kaçma eğiliminde olan nefsimizi, benliğimizi, egomuzu tanıma ve terbiye etme sürecine hep birlikte katılalım.

Süleyman Yorulmaz
14.06.2010
ÇEKÜD