Düştüğümüz Medeniyet Seviyesine Bir Bakar Mısınız?

İnsanlar maddi menfaatlerin esiri olunca çevresinde hiç bir şeyi göremez hale geldi.   Öyle ki, maddi kazançlarının en yüksek oluşması onun en büyük gayesi olduğundan çevresindeki bütün güzellikler,  olan biten her şey onun farkındalığından çıktı. Sürekli bir şekilde üretim ve tüketim faaliyetleri içerisinde bulunması çevresindeki varlıklara öylesine zarar verdi ki artık neredeyse her şeyi bırakıp çevreyi kurtaralım düşüncesinin doğmasına sebep oldu. Kişisel hırslarının kurbanı olan çevrenin temizliği, doğallığı dünyanın birçok yerinde geri döndürülemez şekilde bozuldu,  aklı sıra insan yaşamına uygun hale getirildi.  Oysa biz insanlar bugün kafamızdaki düşünceyi ertesi gün beğenmez, yine değiştirmek isteriz. Kanunlarımız da böyledir, yaptığımız icraatlar da… Büyük bir âlimin su sözü çok manidar ” Beşerin bulaşık eli karışmamak kaydıyla hiç bir şeyde hakiki nezafetsizlik (kirlilik) görünmüyor”. Evet, insan elinin karıştığı her yerde kirlilik ve karışıklık var.

İnsan dünyanın her noktasında çevreyi öyle kirletti ki bazı yerlerde geri dönüşü imkânsız hâle getirdi. Radyoaktif maddeler, kimyasal atıklar, ağır metaller, toprağı  ve suyu kullanılamaz duruma getirdi. Sorumluluk hissini taşıması gerekenler ise sabahları yüz görümlüğü şeklinde çalıştırdıkları arıtma tesislerinin şalterlerini akşamları kapatmak suretiyle yaşam alanımızı ve kendi geleceklerini zehirlemeye başladılar. Peki, çevre ahlaki bu mu olmalıdır?

İnsanoğlu şunu asla unutmamalıdır ki, kirlettiği her metre toprak parçası, kendi vatanında olsun, dünyanın en ücra başka bir köşesinde olsun, muhakkak er ya da geç kendine dönecektir. Dünyayı isterseniz büyük bir balona, isterseniz büyük bir havuza benzetin, içine bıraktığınız her şey sürekli ayağınıza takılacaktır. Halbuki Osmanlı’da bir ağaç kesilmeden önce yerine birkaç ağaç dikilir, dağlarda dolaşan vahşi kurtlar için Kış aylarında yaşlı mandalar kesilerek büyük parçalar halinde tepelere bırakılırdı. Değil kendi çevresini kirletmek,  dağdaki kurdu bile düşünen medeniyetten düştüğümüz duruma bakar mısınız?

“Yaşlılara, kadınlara, çocuklara, kendisini ibadet ü tâate vermiş ruhbanlara ve mabetlere ilişmeyiniz.! Ağaçları yakmayınız.! Hayvanlara dokunmayınız.! Ve servetleri heder etmeyiniz.” Emrini -hem de savaş halinde iken- veren bir mürşidin yolunda olduğunu ileri sürenler bugün çevreyi sorumsuzca kirletmekte besi görmemekte, kişisel haklar, kamu düzeni, saygı-sevgi gibi esasları fütursuzca çiğnemektedir. Bu gidişata dur demeyen, elinden geldiğince çevrenin yeniden düzenlenmesi yönünde  çaba sarf etmeyen herkes bu suça ortak olduğunu bilmeli, gelecek kötü günlerin kendisinin bu kötü icraatı, ya da gördüğü halde susmasının sonucu olduğunu unutmamalıdır. Bir kötülüğü siz yapmamış olabilirsiniz, ancak gözünüzün önünde cereyan eden olayların yanlışlığını görüyor ve ses çıkarmıyorsanız o kötülüğün ateşi er geç sizi de yakacaktır.

ÇEKÜD olarak yapılan ağaçlandırmalar, çevre faaliyetleri, bilinçlendirme çalışmaları, ümid ederim bizleri bu tür bir sorumluluktan bir nebze olsun kurtaracaktır. Atıkların toplanması, çevre kirliliğinin önlenmesi, atmosfere zarar veren gazların salınımının azaltılması öncelikli insani görevimizdir. Bizler elimizden geldiğince bir farkındalık oluşumuna çalışıyoruz. Ya siz?

 

20.03.2014
Recep AYDÖNER