AnaSayfa Hakkımızda Faaliyetler Bize Katılın Çevre Kütüphanesi Basın Merkezi İletişim
English
Bursa'da Güzel Bir Zaman.
 
 

Bursa'da Güzel Bir Zaman.
İstedik ki, Çeküd gönüllüsü dostlarımızla bir araya gelelim, birlikte yolculuğa çıkmanın samimiyetini, mutluluğunu paylaşalım ve başkentlik yapmış bu güzel şehrimizde Osmanlı’nın izlerini sürelim. Yeni bir yola çıkmak üzere olanların yaşadığı o tatlı heyecanla, saat 01.00’da Avcılar’dan hareket ettik.

“Bursa, Türk ruhunun en halis ölçülerine kendiliğinden sahiptir, denebilir. Bu hakikati gayet iyi gören ve anlayan Evliya Çelebi, Bursa’dan bahsederken “Ruhaniyetli bir şehirdir.” der. İster istemez sayarsınız: Gümüşlü, Muradiye, Yeşil, Nilü­fer Hatun, Geyikli Baba, Emir Sultan, Konur Alp… Bunlar ha­kikaten bir şehrin semt ve mahalle adları yahut tıpkı bizim gi­bi muayyen bir zaman içinde yaşamış birtakım insanların anıldıkları isimler midir? Hepsinin mazi dediğimiz o uzak ma­sal ülkesinden toplanmış hususi renkleri, çok hususi aydınlıklar ve geçmiş zamana ait bütün duygularda olduğu gibi çok hasretli lezzetleri vardır…”

Böyle ifade ediyordu Bursa ile ilgili duygularını Ahmet Hamdi TANPINAR, “Beş Şehir” adlı o güzel eserinde. Bizler de Çeküd olarak düzenlediğimiz kültür gezilerimizin bir yenisini bu ruhaniyetli şehre gerçekleştirdik. İstedik ki, Çeküd gönüllüsü dostlarımızla bir araya gelelim, birlikte yolculuğa çıkmanın samimiyetini, mutluluğunu paylaşalım ve başkentlik yapmış bu güzel şehrimizde Osmanlı’nın izlerini sürelim. Yeni bir yola çıkmak üzere olanların yaşadığı o tatlı heyecanla, saat 01.00’da Avcılar’dan hareket ettik. Avrupa ve Anadolu yakasında daha önceden belirlediğimiz güzergâhlardan konuklarımızı aldık ve otobüsümüz Bursa’ya doğru yola koyulduğunda yolcularımız yavaş yavaş uykunun müşfik bir ana kucağı gibi duran kollarına kendilerini bıraktılar. Nihayet tekerler durdu, tıkırtılar kesildi, rehberimiz BİKAÇED (Bursa İlim Kültür Ahlak ve Çevre Derneği) Danışma Kurulu Başkanı Erol BODUR’UN; ‘Bursa’ya  hoş geldiniz’ sözleriyle uyandık bir bir. Mahmur gözlerle etrafımızı tanımaya çalıştığımız bu yer Bursa Ulu Camii’nin önüydü.Otobüsün sıcağında rehavete kapılmış bedenlerimiz taze bahar sabahının serinliğiyle ürperse de, kuşların cıvıldadığı çınar ağacının altındaki şadırvanda abdestlerimizi alıp, minarelerden bizi davet eden ‘ses’e doğru o büyük kapıdan içeri girdik.Hat sanatının muhteşem örneklerinin yer aldığı ihtişamlı levhalar karşıladı bizi ilk;Divani,sülüs,ta’lik,kûfi… Her birinde ayrı bir incelik,her birinde ayrı bir zarafet.Sabah namazını müteakip rehberimiz Erol Bey,hayran gözlerle baktığımız eserler ve camii’nin tarihçesi hakkında detaylı bilgiler paylaştı bizimle.

Ulu Camii ziyaretimizi tamamladıktan sonra,Osmanlılar’ın kuruluş devrinde Bursa'da yaşayan büyük velî Emir Sultan Hazretleri’nin medfun bulunduğu,servilerin gölgesindeki türbesine doğru hareket ettik. İsmi Muhammed, lakabı Şemsüddîn,babasının adı da Ali olan Emir Sultan Hazretleri. 1368 (H.770) senesinde Buhâra'da doğmuş, soyu Peygamber efendimize dayanan bir gönül sultanı. O’na, Buhâra'da doğduğu için Muhammed Buhârî, Seyyid olduğu için Emîr Buhârî, Yıldırım Bâyezîd Han’ın damadı olduktan sonra da Emîr Sultan denilmiş. Bursa’nın en önemli tarihi yapılarından olan Emir Sultan Camii, Yıldırım ilçesinde, Emir Sultan Mezarlığı'nın  hemen yanında yer almakta. Tek kubbeli inşa edilen camiye  avlu ve 3 kubbeli revak   1507'de eklenmiş. Külliyenin güneyinde cami, ortasında şadırvan, kuzeyinde de Emir Sultan Hazretlerinin   Türbesi bulunuyor. Rehberimiz Erol beyin güzel anlatımından dinlediğimiz tarihçesinin ardından dualar edildi,fotoğraflar çekildi ve bir huzur ikliminin kalplere bağışladığı o müthiş dinginlikle,iki yanı servilerle kaplı taşlık yoldan; “şol cennetin ırmakları, akar Allah deyu deyu” diye inleyen Âşık Yunus’un kabrine doğru yürüdük. Yanmış yüreklerin yalnızlığının bir nişanesi gibi tek başına duran kabrini ziyaret edip yolumuza devam ettik.Daha sonra dünyada sadece üç benzeri olan “Irgandı” çarşılı köprüsüne geldik. 1442 yılında Irgandılı Ali’nin oğlu Hacı Muslihiddin tarafından inşa edilen köprü,Bursa kandilleri ve mumculuk, Bursa bıçağı ve metal işleme sanatı, sedefkarlık, nakkaşlık, minyatür gibi el sanatı ürünlerinin sergilenip satıldığı,resim atölyelerinin bulunduğu bir sanat köprüsü olarak nitelendirilebilir.

Kahvaltımızı yapacağımız Cumalıkızık köyüne giderken,otobüs içerisinde,gezi koordinatörü ve Çeküd Yönetim Kurulu üyesi Kerim Vural İSLAM Bey,konuklarımıza hitaben kısa bir hoş geldiniz konuşması yaptıktan sonra sözü Yönetim Kurulu Başkanımız Süleyman YORULMAZ’a bıraktı.Konuklarımızı ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti ifade eden Süleyman Bey,Çeküd’ün yaptığı ve yapacağı projeleri anlatan özlü bir konuşma yaptı.

Cumalıkızık’ta Sabah Kahvaltısı

Bursa'daki Uludağ'ın güney eteklerine kurulmuş  5 Kızık(vadi) köyünden biri olan Cumalıkızık’ın kuruluşu,yaklaşık 1300'lü yıllara denk gelmekteymiş. Diğer Kızık köylerindeki köylülerin eskiden Cuma namazı için toplandığı yer olduğundan bu köyün Cumalıkızık adıyla anıldığı söyleniyor. Bir başka söylence de, Osman Bey'in köyün kurulduğu günün cuma günü olması sebebiyle bu köye "Cumalıkızık" adını vermiş olduğu yönünde.Köy meydanında,köy’ün geçmişine ait eşyaların sergilendiği bir de müze (Cumalıkızık Etnografya Müzesi) bulunuyor. Köyde, Haziran ayında "Ahududu Şenliği" yapılmaktaymış.

Ünlü "Cumalıkızık evleri" moloz taş, ağaç ve kerpiçten yapılmış, genelde üç katlı,göz zevkini okşayan yapılar. Evlerin üst katlarındaki pencereler kafesli veya cumbalı,ana giriş kapılarındaki kulplar ve tokmaklar dövme demirden yapılmış. Sarı, beyaz, mavi, mor renklere boyanmış evlerin arasında kaldırımsız, taş döşeli, çok dar sokaklar bulunmakta. Tarihi dokusu nedeniyle sık sık dizi ve film çekimlerine sahne olmuş. Kurtuluş Savaşı'nı anlatan Kurtuluş dizisi, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu anlatan Kuruluş dizisi  Kınalı Kar ve Yeşeren Düşler dizisi burada çekilmiş.

“Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı” diyor bir şairimiz. Cumbalı pencerelerin altında uzanan dar sokakların taşlı yollarında yürüyüp kahvaltı edeceğimiz mekâna vardığımızda,bu dizeler gerçek anlamını buldu. Ellerimiz ev yapımı kahvaltılıklarımıza iştahla uzanırken,mis gibi demlenmiş çaylarımızdan bir yudum alıp,uzayıp giden hoş sohbetin seyrine kendimizi bıraktık. Konuklarımızla detaylı bir tanışmanın ardından köyün incecik dar sokaklarında grup olarak bir gezinti yaptık ve oradan Tophane parkının girişinde bulunan Osman Gazi ve Orhan Gazi türbelerini ziyaret etmek üzere yola çıktık. Dualar edip türbe ziyaretimizi tamamladıktan sonra,Bursa’yı kuşbakışı gören Tophane parkından şehri şöyle bir seyredip yolumuza yürüyerek devam ettik.

Bir sonraki durağımız Orhan Gazi devri Osmanlı evliyâsından Geyikli Baba Hazretlerinin dikmiş olduğu çınardı. Azerbaycan’ın Hoy şehrinde doğmuş olan Geyikli Baba Hazretlerinin 1275–1350 (H.674–750) yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir. Bağdatlı Şeyh Ebü'l-Vefa hazretlerinin yolundan feyz almış. Aynı yoldaki Baba İlyas Horasanî’den ilim öğrenmiş. Zahirî, bâtınî ilimlerde ve tasavvuf yolunda kemâl derecesine ulaştıktan sonra Rum ülkesine gelmiş. Derhal Anadolu'nun en uç bölgesinde İslâmiyeti yaymak için çarpışan ve gayret eden Osmanlı mücahit gâzileri arasına katılmış. Bursa'nın fethi sırasında bir geyiğe bindiği ve elinde altmış okkalık bir kılıç olduğu halde en ön saflarda çarpıştığı rivayet edilen Geyikli Baba Hazretlerinin kalenin fethinde pek çok kerâmetleri görülmüş. Bu sebepten kendisine Geyikli Baba denilmiş.

Bu ziyaretimizin hemen ardından,2500 yıllık geçmişiyle zamana meydan okuyan ve uzunluğu 3 bin 200 metreyi bulan Bursa surlarına vardık.Surların tarihçesini rehberimizden dinledikten sonra,Osmanlı pâdişâhlarından Kânûnî Sultan Süleymân Hân zamânında, Bursa'da yaşayan büyük velîlerden 1490 (H.895) senesinde Bursa'da doğan ve asıl İsmi Muhammed olan bu büyük veli, Üftâde lakabıyla meşhûr olmuş.  Bursa'nın çeşitli câmilerinde müezzin ve imâm olarak vazife yapmış olan Üftâde Hazretleri 1581 (H.989) da Bursa'da vefât etmiş.

Bir sonraki durağımız olan ve Sultan Fatih’in babası II. Murat’ın da medfun bulunduğu Muradiye Külliyesi’nin kapısından içeri girdiğimizde, bizi bahar bahçelerini kıskandıracak güller ve kuş cıvıltıları karşıladı. Yahya Kemal’in “Ve serin serviler altında kalan kabrinde/Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.” Diye ifade ettiği o güzel ölümün,asude bir bahar ülkesi olduğunu burada ruhumuz derinden hissetti. Eller semaya kalktı,dualar edildi ve bir gül bahçesinden ayrılır gibi ayrıldık Muradiye’den.I.murat Hüdavendigar Camii’nde kıldığımız öğle namazının ardından I.Murat’ın türbesini de ziyaret edip yolumuza devam ettik.  

Daha sonra bir çay molası verip soluklanmak ve Osman Gazi’nin rüyasındaki o büyük çınarı anlamak için Uludağ yolundaki, Osmanlı Devleti'nin ilk köylerinden olan İnkaya Köyüne doğru hareket ettik. 35metre boyu (12–13 katlı bir apartman kadar), 9.2 metre çevresi olan muhteşem çınarın her bir dalı 3–4 metre kalınlığında bir ağaç büyüklüğünde.6 asırlık bu ulu çınar;atalarımızdan bir yadigar ve medeniyetimizin güzel ve ihtişamlı bir sembolü olarak içimize yer etti.

İnkaya köyünden döndükten sonra artık güzel bir öğle yemeğini hak etmiştik. Yemekler yendi, çaylar içildi ve bizler yeniden koyulduk yollara.Elma, şeftali ve kiraz ağaçlarının allı yeşilli çiçek açtığı tarlalar arasından geçip,son devrin ulemasından Mehmed Zahid KOTKU Hazretlerinin görev yaptığı ve muhterem babalarının kabrinin bulunduğu Izvat köyüne ulaştık. Türkiye’nin ilk su kayağı merkezi olan İzvat, yeni ismiyle Çukurca köyünden sonraki gezi durağımız Süleyman Çelebi’nin türbesi oldu.

Yeşil Türbe ve Yeşil Camii ziyaretlerini de tamamladıktan sonra konuklarımıza alışveriş için biraz zaman tanıdık. Tarihi bir hamamın restorasyonu ile sosyal ve kültürel hizmetlere tahsis edilmiş bulunan Ördekli Kültür Merkezi’nde şifalı bitkilerden yapılmış Osmanlı çaylarımızı yudumlayıp, güzel bir günde, güzel mekânları, güzel dostlarla paylaşmanın mutluluğu içinde İstanbul’a doğru hareket ettik.    

Organizasyonda görev alan kardeşlerimize, geziye katılan misafirlerimize ve özellikle BİKAÇED Danışma Kurulu Başkanı Erol Bodur Bey’e, eşine, bize eşlik ve rehberlik eden BİKAÇED üyesi hanımefendi ve beyefendi kardeşlerimize teşekkürlerimizi sunarız.


 İçeriği Paylaş ;  Google    Facebook    Digg    Del.icio.us
Sık Kullanılanlara Ekle | Yardim Tüm hakları saklıdır. 1999 ÇEKÜD